22 Kasım 2009 Pazar
08 Eylül 2008 Pazartesi
Recep İvedik 2008 DVDRip AC3-Orjin / 1,4GB


| FOTOĞRAFI TAM BOY GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN! |

| FOTOĞRAFI TAM BOY GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN! |

| FOTOĞRAFI TAM BOY GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN! |

Recep.ivedik.2008.Dvdrip.AC3-Orjin
RAPİDSHARE
http://rapidshare.com/files/12261361...jin.part01.rar
http://rapidshare.com/files/12261430...jin.part02.rar
http://rapidshare.com/files/12261486...jin.part03.rar
http://rapidshare.com/files/12261565...jin.part04.rar
http://rapidshare.com/files/12261620...jin.part05.rar
http://rapidshare.com/files/12261674...jin.part06.rar
http://rapidshare.com/files/12261743...jin.part07.rar
http://rapidshare.com/files/12261825...jin.part08.rar
http://rapidshare.com/files/12261881...jin.part09.rar
http://rapidshare.com/files/12261934...jin.part10.rar
http://rapidshare.com/files/12261995...jin.part11.rar
http://rapidshare.com/files/12262063...jin.part12.rar
http://rapidshare.com/files/12262122...jin.part13.rar
http://rapidshare.com/files/12262178...jin.part14.rar
http://rapidshare.com/files/12262186...jin.part15.rar
FAST-LOAD
http://www.fast-load.net//index.php?...5cc9f7b111bca4
http://www.fast-load.net//index.php?...88da740e9ad35c
http://www.fast-load.net//index.php?...f1fdb4f2d28dad
http://www.fast-load.net//index.php?...8d21c9fe898fe4
http://www.fast-load.net//index.php?...82f80155cd3c2d
http://www.fast-load.net//index.php?...c9403c5ef2f860
http://www.fast-load.net//index.php?...c01a6299db9644
http://www.fast-load.net//index.php?...625faa40d33eb4
http://www.fast-load.net//index.php?...60fc6507ccc0b9
http://www.fast-load.net//index.php?...1bc5d64e2eb6c6
http://www.fast-load.net//index.php?...75e67c9670322a
http://www.fast-load.net//index.php?...38bf60d9fee01b
http://www.fast-load.net//index.php?...489492220bfbbf
http://www.fast-load.net//index.php?...d578d6b9d14a7c
http://www.fast-load.net//index.php?...7cac5e75bc9ba7
NETLOAD
http://netload.in/datei0a06062997b68...part01.rar.htm
http://netload.in/dateid649cf72970f5...part02.rar.htm
http://netload.in/datei9bb2bb8c7f4b6...part03.rar.htm
http://netload.in/datei055342174a19d...part04.rar.htm
http://netload.in/dateif497f1bf4e08b...part05.rar.htm
http://netload.in/datei2512459b2cad0...part06.rar.htm
http://netload.in/datei4aca1cb295bea...part07.rar.htm
http://netload.in/datei06ef39b34bacf...part08.rar.htm
http://netload.in/dateibf475a1ee5cb3...part09.rar.htm
http://netload.in/datei82a4133aa2b6c...part10.rar.htm
http://netload.in/datei3b13c653af462...part11.rar.htm
http://netload.in/dateia04487a7dd12e...part12.rar.htm
http://netload.in/datei1e8c8f4b39676...part13.rar.htm
http://netload.in/datei5d6743b501bc8...part14.rar.htm
http://netload.in/dateia33c5a8ff14f8...part15.rar.htm
Rapidshare,Fastload Ve Netload Partları Birbirleriyle Uyumludur
Recep İbibik [2008] Dvdrip Yeni Cıktı İlk Burda Sakın Kacırma

Film Hakkında Bilgi
RECEP İBİBİK
Yönetmen:OĞUZ ÖZEN
Başrol:RECEP BÜLBÜLSES
Recep İbibik,tavukçuluk yapan meşhur İbibik ailesinin küçük oğludur..Doğduğu ve büyüdüğü köyde,babası,dedesi,dedesinin dedesi hatta padişaha kadar uzanan geçmişte tüm ecdadı bu işle uğraşmıştır...Artık sıra Recep'e gelmiştir,ancak onun bundan başka bir hayali vardır...Büyük şehre gidip bir yer edinmeye ve para kazanmaya niyetlidir..Amacına ulaşıp döndükten sonra sevdiği kız ile evlenmek ve hayallerini gerçekleştirmek için istanbula gelir....
Büyük zorluklardan sonra tesadüfen karşılaştığı bir yönetmen onu artist yapmak için girişimlere başlar..
Ne var ki işler bundan sonra işler karışır ve Recep İBİBİK'in başına gelmedik kalmaz........
(((( Örnek Görüntüler ))))
| Click this bar to view the small image. |

(((( İndir Download ))))
http://rapidshare.com/files/13382663...adci.part1.rar
http://rapidshare.com/files/13383020...adci.part2.rar
http://rapidshare.com/files/13383370...adci.part3.rar
http://rapidshare.com/files/13383717...adci.part4.rar
http://rapidshare.com/files/13384072...adci.part5.rar
http://rapidshare.com/files/13384420...adci.part6.rar
http://rapidshare.com/files/13384785...adci.part7.rar
Rar Pass: www.xvidfilm.com
O... Çocukları CamRip

| FOTOĞRAFI TAM BOY GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN! |

Yapım :
2008, Türkiye
Tür :
Dram / Komedi
Yönetmen :
Murat Saraçoğlu
Senaryo :
Sırrı Süreyya Önder
Oyuncular :
Altan Erkekli, Özgü Namal, Şevket Çoruh, Demet Akbağ, Mahir İpek, İpek Tuzcuoğlu, Sarp Apak, Gökhan Atalay, Sezin Akbaşoğulları
Yapımcı :
Selay Tozkoparan Oğuz
Görüntü Yönetmeni :
Cengiz Uzun
Müzik :
Kıraç
Süre :
2 saat, 00 dk.
Gösterim Tarihi :
16 Mayıs 2008
12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra siyasi suçlu olarak aranan bir karı-koca yurtdışına kaçmaya karar verir. Ama çocukları bu konuda onlar için en büyük engeldir. Yurtdışına kaçmadan önce çocuklarını bırakacakları güvenli bir yer ararlar. Çift sonunda çocuklarına 'en güvenli yer' olarak 'Mehtap Anne'nin yuvasını seçer. Onların çocuklarını bıraktıkları yer aslında eski bir hayat kadını olan 'Mehtap'ın bu işi bıraktıktan sonra halen hayat kadınlığını sürdürenlerin çocuklarını bıraktıkları 'Emanetçi Anne' evidir...
Karı-koca yurtdışına kaçtıktan bir müddet sonra çocuklarını alması için bir İtalyan kızı Türkiye'ye gönderir. İtalyan kız, 'Emanetçi Anne'ye bırakılan çocuğu alıp anne - babasının yanına götürmek isterken kendini bir dizi ilginç olayın içinde bulur.
İNDİR
http://rapidshare.com/files/12129903...Rip.part01.rar
http://rapidshare.com/files/12130232...Rip.part02.rar
http://rapidshare.com/files/12130563...Rip.part03.rar
http://rapidshare.com/files/12130917...Rip.part04.rar
http://rapidshare.com/files/12131228...Rip.part05.rar
http://rapidshare.com/files/12131532...Rip.part06.rar
http://rapidshare.com/files/12131863...Rip.part07.rar
http://rapidshare.com/files/12140308...Rip.part08.rar
http://rapidshare.com/files/12140615...Rip.part09.rar
http://rapidshare.com/files/12140979...Rip.part10.rar
http://rapidshare.com/files/12141237...Rip.part11.rar
şifre/pass: www.xvidfilm.com
31 Mart 2008 Pazartesi
Ayasofya’nın bilinmeyen yüzü
29 Mayıs 1453 günü, 53 gün süren bir muhasaranın ardından ‘Fatih’ Sultan Mehmed Han cennetmekân, Topkapı’dan İstanbul’a girdi.
Önce Büyük Ayasofya Kilisesi’ne gitti.
Muhteşem mabedi uzun uzun inceledi.

Doğu Roma'nın muhteşem mabedi Ayasofya, Müslümanlar için de önemliydi. Zira Süleyman Peygamber'den Eyüp Sultan'a birçok kıymetli şahsiyetin hatırasını taşıdığına inanılıyordu. Eski rivayetleri elimize aldık, Ayasofya'ya gittik. Bahsedilen makamları, tarif edilen yerlerinde bulduk. Ve Ayasofya gözümüze her zamankinden farklı göründü.
29 Mayıs 1453 günü, 53 gün süren bir muhasaranın ardından ‘Fatih’ Sultan Mehmed Han cennetmekân, Topkapı’dan İstanbul’a girdi. Önce Büyük Ayasofya Kilisesi’ne gitti. Muhteşem mabedi uzun uzun inceledi, üst katlarına, kubbesine çıktı. Binanın harap olmuş haline teessür ederek Farsça “Örümcek Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık yapıyor / Baykuş Efrasiyâb’ın kalesinde nöbet tutuyor” beytini okudu. Binanın temizlenmesini emir buyurarak dışarıya çıktı. Avluda mermerleri koparmaya çalışan bir yeniçeriye rastladı. Elindeki gürzü salladı; “Bre nâbekâr” dedi, “Yapı yıkılır mı? Ersen bir yapı da sen kur.” Bu hadise gerçekleştiğinde günlerden salı idi. İşçiler geceyi gündüze kattı; mihrap, minber, tahtadan minare yaptı. Cuma günü hutbeyi Fatih okudu, Akşemseddin mihraba geçti, Peygamber (sas) müjdesine kavuşmuş mutlu askerler saf tuttu, şehr-i Kostantiniyye içre ilk cuma namazı kılındı.
Ayasofya’nın ilk binası 360 yılında yapılmıştı. 415’te yenilendi. 537’de İmparator Justinien tarafından muhteşem surette yeniden yaptırıldı. Açılış merasiminde gururla mihraba doğru atılan Justinien, ellerini kaldırarak “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdı. Ayasofya bu tarihten itibaren Doğu Roma’nın şatafatlı günlerine de, hezimetlerine de şahit oldu. Kaç defa depremlerden zarar gördü, tamir edildi. 1504’te İstanbul’u işgal eden Latinlerin yağmasından nasibini aldı. Üst katın direklerinde Latinlerin söktüğü mücevherli haçların yerlerini, bir Viking askerinin mermere kazıdığı ismini görebilirsiniz. İstanbul Türkler tarafından fethedildiğinde Ayasofya’nın güneydoğu tarafı iki payanda ile sağlamlaştırıldı. Bir tuğla minare ve medrese yapıldı. II. Bayezid, bir minare ilave etti. Mimar Sinan, iki minare ile yeni payandalar yaptı. Bina hâlâ ayakta durmasını bu hizmetlere borçlu.
Her dönem ayrıcalıklı
Ayasofya Camii, Osmanlı döneminde ayrıcalıklı yerini devamlı korudu. Burada görev alacaklar, özellikle vaaz verecek kürsü şeyhleri dönemin en itibarlı isimleri arasından seçilirdi. Caminin içinde parmaklıklarla ayrılı maksurelerde kıymetli ilim adamları etrafında ders okuturdu. Caminin son imamlarından Hafız İdris Efendi’nin I. Dünya Savaşı yıllarında “Üç yüz milyon sahifelik bir mecmua ise İslâm, şirâze-i nizâmı dindir. Ey millet, sen din ile bahtiyâr oldun, din ile pâyidâr olacaksın.” diyerek başladığı konuşmalarını dinleyenler artık hayatta değilse bile, dinleyenleri dinleyenler belki vardır.
Ayasofya Camii, 1934 Kasım’ında müzeye çevrildi; malum. Fatih, kiliseyi camiye çevirirken kıymetli birer sanat eser olan mozaiklerine dokunmadı. İlerleyen yıllarda mozaikler kalın sıvalar ile kapatıldı. Bina müze olduktan sonra sıvalar kaldırılarak mozaikler ortaya çıkarıldı. Ayasofya’yı müze haline getiren komisyon, kararı Türk eserleri ihmale uğratılmadan aynen korunmak şartıyla kabul etmişti. Bugün ise Ayasofya Müzesi’ni sadece dört duvardan ibaret bir bina olarak gezebiliyoruz. Oysa Topkapı Sarayı’nın hemen yanıbaşındaki bu mabet, cami olarak hizmet ettiği beş asır boyunca en kıymetli sanat eserleri ve tarihî hatıralar ile donatılmıştı. Sayısız elyazması levhalar, halılar, kilimler, rahleler, sakal-ı şerifler, Kâbe örtüleri gibi paha biçilmez değerler dağıtıldı. Bugün asılı olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi’ye ait 7 metre çapındaki devasa “İsm-i Celal, İsm-i Nebi, Çehar Yar ve Hasaneyn” levhaları kapıdan çıkarılamadıkları için yerlerinde bırakıldı. Üst kata çıkıp arkalarından baktığınızda levhaların büyüklüğünü daha iyi anlayabilirsiniz. Eskiden Ayasofya’nın ana mekanına girilen büyük kapının Nuh Aleyhisselâm’ın Cudi Dağı’na konan gemisinin tahtalarından yapıldığına inanılırmış. Bunun için de gemiciler sefere çıkmadan önce kapıya ellerini sürüp Hazreti Nuh’un ruhu için Fatiha okurmuş. Kapıdan girişte sağda ise turistlerin bakır kaplamasının ortasındaki deliğe parmak sokarak dilek tutmak için sıraya girdiği hafif nemli ‘terler direk’ bulunur. Bir rivayete göre Hazreti Peygamber’in (sas) mübarek tükürüğüyle hazırlanan harç dibinde karıldığı için bu direk terler dururmuş.
Sedd-i İskender, makam-ı Süleyman

Sanat tarihçileri, Ayasofya’nın mihrabının 19. yüzyıl izleri taşıdığını söyler. Mihrabın ortasında ise yine mihrap şeklinde kırmızımtırak bir çukur göze çarpar. Eskiden burada bulunan Kâbe tasvirli muhteşem çini pano, ne akla hizmet içinse sökülmüş, daha sonra elde kalan parçaları minberin yan tarafındaki bir dehlizin içine başka yerlerden sökülen çinilerle birlikte yamalı bohça gibi monte edilmiş. Mihrabın yanındaki şamdanlar Kanuni tarafından Budin’den getirilmiş. İki taraftaki duvarlarda asılı levhaların çoğu ise padişahların imzasını taşıyor. Mermer minber Evliya Çelebi’ye göre İskender-i Zülkarneyn makamıdır. Seyahatname’de “Yüksek minber İskender makamı üzere İskender seddi gibi yapılmıştır.” der. Söz Evliya’nın, biz alâkasını bulamadık. Minberden sağa doğru gittiğinizde ortadaki direğin üzerinde bir mihrap çukurunun daha olduğunu, alçıyla kapandığını görürsünüz. Buradaki Mescid-i Nebevî tasvirli çini mihrap da sökülüp Kâbe panosunun olduğu yere yamanmış. Hikmetini anlayan beri gelsin. Burası Süleyman Aleyhisselâm makamıdır. Hazreti Süleyman, tahtı üzre seyahat ederken bu mekâna gelmiş ve bir mabet inşa etmiş. Bu makamın kıblesindeki kapının açıldığı koridor Harun Reşid makamıdır. Süleyman Peygamber makamının aksi istikametinde, yani caminin solunda, aynı şekilde bir direk ve üzerinde yine kaybettirilmeye çalışılmış bir mihrap iziyle karşılaşırsınız. Burası Ömer İbni Abdülaziz’in ibadet ettiği yerdir. Harun Reşid ve Ömer ibni Abdülaziz, İstanbul muhasaralarına katıldı mı, tarihçiler daha iyi bilir, ama Osmanlı bu makamları ihdas etmiş. Büyük kubbenin altında yuvarlak renkli mermerlerle döşenmiş özel bir mekân bulunur; imparatorların taç giyme yeri. Osmanlı zamanında burasının adı, kırklar makamıdır ve pek çok kişinin burada kırklarla karşılaştığı anlatılır. Kuzeydoğu köşesinde, eskiden medresenin olduğu yere açılan kapı yanındaki oda Akşemseddin’in halvethanesidir. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey ‘Ayasofya Cami-i Şerifi’nin medrese kapısı ittisalinde vaki kütüphane mahalli vaktiyle Akşemseddin hazretlerinin halvethanesi imiş.” derken Evliya, Akşemseddin’in burada Cerîrî Tefsiri okuttuğunu ve aynı yerde ilim okuyanlar için dua ettiğini aktarır.
Neredeyse araba çıkacak kadar geniş, Arnavut kaldırımı döşeli yoldan çıkılan ikinci katta mermerden oyulmuş kapı kanatlarıyla ayrılan bir bölüm vardır. Burası Bizans döneminde Synode (Ruhaniler) Meclisi’nin toplantı yeridir. Osmanlı devrinde ise Yediler’in bu bölümde ibadet ettiğine inanılırmış. Mermer kapıdan ileriye gidildiğinde, güney duvarının dibinde yerde lavabo evyesi gibi mermer bir taş durur. Bu taşın ise Hazreti İsa’nın dünyaya geldiğinde yıkandığı taş olduğu, Kostantin’in annesi Helena tarafından Kudüs’ten getirildiği anlatılır.
Müzenin bugün ziyaretçilerin çıkış yaptığı kapı arasındaki mihrabın Fatih’in Ayasofya’da ilk namaz kıldığı yer olduğu; yine Battal Gazi’nin çan kulesinde; Eminönü’nde türbesi bulunan Baba Cafer ile arkadaşı Şeyh Maksud’un Türbe Kapısı’nda; Mesleme bin Abdülmelik’in Üçbucak denilen yerde ibadet ettikleri de rivayetler arasında. Bu anlattıklarımıza ‘söylentiden ibaret’ deyip geçebilirsiniz. Ama biz gittik, tarif edilen yerlerde Osmanlı döneminde koyulan işaretleri bulduk. Ve Ayasofya gözümüze her zamankinden farklı göründü.
Peygamber (sas) hatırası

Ayasofya ile ilgili İslam inanışlarından biri de kubbesinde Peygamber Efendimiz’in (sas) mübarek tükürüğünün bulunduğudur. Anlatıldığına göre depremde hasar gören kubbe bir türlü eski haline getirilememiş. Hicaz’da Ahir Zaman Nebisi’nin yaşamakta olduğu bilindiğinden kendisine müracaatla tükürüğünden bir parça alınmış ve harca karıştırılarak kubbe tamir edilmiş. Bu yüzden kubbeden sarkan top kandilin altında yapılan duaların kabul edileceği inancı yaygındır. Evliya Çelebi “Hâlâ Rasûlullah’ın (sas) ağız suyuyla yapılan yer, kubbenin kıble tarafında bellidir. Bilen canlar baktığında ‘Allahümme salli alâ Muhammed’ derler. Zira kubbenin diğer yerinden Rasûlullah’ın ağız suyuyla yapılan yer günden ayan ve aydınlıktır.” der. Sırtınızı mihraba çevirdiğinizde, kubbenin kuzeydoğusunda, ortasından zincir sarkan, parlak, tamirli yeri görebilirsiniz.
Eyüp Sultan makamı

Ayasofya’daki meşhur ‘terler direk’ten kıbleye döndüğünüzde karşınıza çıkan sütunu incelerseniz, iki karış boyunda bir mihrap şekli görürsünüz. Burası Eyüp Sultan Hazretleri’nin (ra) makamıdır. Ashab-ı Kiram’ın muhasara sırasında -ne karşılığında pazarlık yaptılarsa- imparatorla anlaşıp şehri gezdikleri ve Ayasofya’da namaz kılıp dua ettikleri tarih kitaplarında kayıtlıdır. Dönüşte halk anlaşmaya rağmen ashaba saldırmış, bazılarını şehit etmiş, Eyüp Sultan Hazretleri’ni de başından taş ile yaralamış. Zaten yaşlı ve hasta olan Hazreti Halid’in bu yara sonucu şehit düştüğü nakledilir. Onun ibadet ettiği mahal de bir şekilde tespit edilip, Osmanlı zamanında bu sembolik mihrap yapılmış. Dindar kişiler burada ibadet etmek için can atarmış. Cami müzeye döndürüldükten sonra bilen kalmadığı gibi muhtemelen çiniden olan mihrap da sökülmüş; ama izi duruyor.
Önce Büyük Ayasofya Kilisesi’ne gitti.
Muhteşem mabedi uzun uzun inceledi.

Doğu Roma'nın muhteşem mabedi Ayasofya, Müslümanlar için de önemliydi. Zira Süleyman Peygamber'den Eyüp Sultan'a birçok kıymetli şahsiyetin hatırasını taşıdığına inanılıyordu. Eski rivayetleri elimize aldık, Ayasofya'ya gittik. Bahsedilen makamları, tarif edilen yerlerinde bulduk. Ve Ayasofya gözümüze her zamankinden farklı göründü.
29 Mayıs 1453 günü, 53 gün süren bir muhasaranın ardından ‘Fatih’ Sultan Mehmed Han cennetmekân, Topkapı’dan İstanbul’a girdi. Önce Büyük Ayasofya Kilisesi’ne gitti. Muhteşem mabedi uzun uzun inceledi, üst katlarına, kubbesine çıktı. Binanın harap olmuş haline teessür ederek Farsça “Örümcek Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık yapıyor / Baykuş Efrasiyâb’ın kalesinde nöbet tutuyor” beytini okudu. Binanın temizlenmesini emir buyurarak dışarıya çıktı. Avluda mermerleri koparmaya çalışan bir yeniçeriye rastladı. Elindeki gürzü salladı; “Bre nâbekâr” dedi, “Yapı yıkılır mı? Ersen bir yapı da sen kur.” Bu hadise gerçekleştiğinde günlerden salı idi. İşçiler geceyi gündüze kattı; mihrap, minber, tahtadan minare yaptı. Cuma günü hutbeyi Fatih okudu, Akşemseddin mihraba geçti, Peygamber (sas) müjdesine kavuşmuş mutlu askerler saf tuttu, şehr-i Kostantiniyye içre ilk cuma namazı kılındı.
Ayasofya’nın ilk binası 360 yılında yapılmıştı. 415’te yenilendi. 537’de İmparator Justinien tarafından muhteşem surette yeniden yaptırıldı. Açılış merasiminde gururla mihraba doğru atılan Justinien, ellerini kaldırarak “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdı. Ayasofya bu tarihten itibaren Doğu Roma’nın şatafatlı günlerine de, hezimetlerine de şahit oldu. Kaç defa depremlerden zarar gördü, tamir edildi. 1504’te İstanbul’u işgal eden Latinlerin yağmasından nasibini aldı. Üst katın direklerinde Latinlerin söktüğü mücevherli haçların yerlerini, bir Viking askerinin mermere kazıdığı ismini görebilirsiniz. İstanbul Türkler tarafından fethedildiğinde Ayasofya’nın güneydoğu tarafı iki payanda ile sağlamlaştırıldı. Bir tuğla minare ve medrese yapıldı. II. Bayezid, bir minare ilave etti. Mimar Sinan, iki minare ile yeni payandalar yaptı. Bina hâlâ ayakta durmasını bu hizmetlere borçlu.
Her dönem ayrıcalıklı
Ayasofya Camii, Osmanlı döneminde ayrıcalıklı yerini devamlı korudu. Burada görev alacaklar, özellikle vaaz verecek kürsü şeyhleri dönemin en itibarlı isimleri arasından seçilirdi. Caminin içinde parmaklıklarla ayrılı maksurelerde kıymetli ilim adamları etrafında ders okuturdu. Caminin son imamlarından Hafız İdris Efendi’nin I. Dünya Savaşı yıllarında “Üç yüz milyon sahifelik bir mecmua ise İslâm, şirâze-i nizâmı dindir. Ey millet, sen din ile bahtiyâr oldun, din ile pâyidâr olacaksın.” diyerek başladığı konuşmalarını dinleyenler artık hayatta değilse bile, dinleyenleri dinleyenler belki vardır.
Ayasofya Camii, 1934 Kasım’ında müzeye çevrildi; malum. Fatih, kiliseyi camiye çevirirken kıymetli birer sanat eser olan mozaiklerine dokunmadı. İlerleyen yıllarda mozaikler kalın sıvalar ile kapatıldı. Bina müze olduktan sonra sıvalar kaldırılarak mozaikler ortaya çıkarıldı. Ayasofya’yı müze haline getiren komisyon, kararı Türk eserleri ihmale uğratılmadan aynen korunmak şartıyla kabul etmişti. Bugün ise Ayasofya Müzesi’ni sadece dört duvardan ibaret bir bina olarak gezebiliyoruz. Oysa Topkapı Sarayı’nın hemen yanıbaşındaki bu mabet, cami olarak hizmet ettiği beş asır boyunca en kıymetli sanat eserleri ve tarihî hatıralar ile donatılmıştı. Sayısız elyazması levhalar, halılar, kilimler, rahleler, sakal-ı şerifler, Kâbe örtüleri gibi paha biçilmez değerler dağıtıldı. Bugün asılı olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi’ye ait 7 metre çapındaki devasa “İsm-i Celal, İsm-i Nebi, Çehar Yar ve Hasaneyn” levhaları kapıdan çıkarılamadıkları için yerlerinde bırakıldı. Üst kata çıkıp arkalarından baktığınızda levhaların büyüklüğünü daha iyi anlayabilirsiniz. Eskiden Ayasofya’nın ana mekanına girilen büyük kapının Nuh Aleyhisselâm’ın Cudi Dağı’na konan gemisinin tahtalarından yapıldığına inanılırmış. Bunun için de gemiciler sefere çıkmadan önce kapıya ellerini sürüp Hazreti Nuh’un ruhu için Fatiha okurmuş. Kapıdan girişte sağda ise turistlerin bakır kaplamasının ortasındaki deliğe parmak sokarak dilek tutmak için sıraya girdiği hafif nemli ‘terler direk’ bulunur. Bir rivayete göre Hazreti Peygamber’in (sas) mübarek tükürüğüyle hazırlanan harç dibinde karıldığı için bu direk terler dururmuş.
Sedd-i İskender, makam-ı Süleyman

Sanat tarihçileri, Ayasofya’nın mihrabının 19. yüzyıl izleri taşıdığını söyler. Mihrabın ortasında ise yine mihrap şeklinde kırmızımtırak bir çukur göze çarpar. Eskiden burada bulunan Kâbe tasvirli muhteşem çini pano, ne akla hizmet içinse sökülmüş, daha sonra elde kalan parçaları minberin yan tarafındaki bir dehlizin içine başka yerlerden sökülen çinilerle birlikte yamalı bohça gibi monte edilmiş. Mihrabın yanındaki şamdanlar Kanuni tarafından Budin’den getirilmiş. İki taraftaki duvarlarda asılı levhaların çoğu ise padişahların imzasını taşıyor. Mermer minber Evliya Çelebi’ye göre İskender-i Zülkarneyn makamıdır. Seyahatname’de “Yüksek minber İskender makamı üzere İskender seddi gibi yapılmıştır.” der. Söz Evliya’nın, biz alâkasını bulamadık. Minberden sağa doğru gittiğinizde ortadaki direğin üzerinde bir mihrap çukurunun daha olduğunu, alçıyla kapandığını görürsünüz. Buradaki Mescid-i Nebevî tasvirli çini mihrap da sökülüp Kâbe panosunun olduğu yere yamanmış. Hikmetini anlayan beri gelsin. Burası Süleyman Aleyhisselâm makamıdır. Hazreti Süleyman, tahtı üzre seyahat ederken bu mekâna gelmiş ve bir mabet inşa etmiş. Bu makamın kıblesindeki kapının açıldığı koridor Harun Reşid makamıdır. Süleyman Peygamber makamının aksi istikametinde, yani caminin solunda, aynı şekilde bir direk ve üzerinde yine kaybettirilmeye çalışılmış bir mihrap iziyle karşılaşırsınız. Burası Ömer İbni Abdülaziz’in ibadet ettiği yerdir. Harun Reşid ve Ömer ibni Abdülaziz, İstanbul muhasaralarına katıldı mı, tarihçiler daha iyi bilir, ama Osmanlı bu makamları ihdas etmiş. Büyük kubbenin altında yuvarlak renkli mermerlerle döşenmiş özel bir mekân bulunur; imparatorların taç giyme yeri. Osmanlı zamanında burasının adı, kırklar makamıdır ve pek çok kişinin burada kırklarla karşılaştığı anlatılır. Kuzeydoğu köşesinde, eskiden medresenin olduğu yere açılan kapı yanındaki oda Akşemseddin’in halvethanesidir. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey ‘Ayasofya Cami-i Şerifi’nin medrese kapısı ittisalinde vaki kütüphane mahalli vaktiyle Akşemseddin hazretlerinin halvethanesi imiş.” derken Evliya, Akşemseddin’in burada Cerîrî Tefsiri okuttuğunu ve aynı yerde ilim okuyanlar için dua ettiğini aktarır.
Neredeyse araba çıkacak kadar geniş, Arnavut kaldırımı döşeli yoldan çıkılan ikinci katta mermerden oyulmuş kapı kanatlarıyla ayrılan bir bölüm vardır. Burası Bizans döneminde Synode (Ruhaniler) Meclisi’nin toplantı yeridir. Osmanlı devrinde ise Yediler’in bu bölümde ibadet ettiğine inanılırmış. Mermer kapıdan ileriye gidildiğinde, güney duvarının dibinde yerde lavabo evyesi gibi mermer bir taş durur. Bu taşın ise Hazreti İsa’nın dünyaya geldiğinde yıkandığı taş olduğu, Kostantin’in annesi Helena tarafından Kudüs’ten getirildiği anlatılır.
Müzenin bugün ziyaretçilerin çıkış yaptığı kapı arasındaki mihrabın Fatih’in Ayasofya’da ilk namaz kıldığı yer olduğu; yine Battal Gazi’nin çan kulesinde; Eminönü’nde türbesi bulunan Baba Cafer ile arkadaşı Şeyh Maksud’un Türbe Kapısı’nda; Mesleme bin Abdülmelik’in Üçbucak denilen yerde ibadet ettikleri de rivayetler arasında. Bu anlattıklarımıza ‘söylentiden ibaret’ deyip geçebilirsiniz. Ama biz gittik, tarif edilen yerlerde Osmanlı döneminde koyulan işaretleri bulduk. Ve Ayasofya gözümüze her zamankinden farklı göründü.
Peygamber (sas) hatırası

Ayasofya ile ilgili İslam inanışlarından biri de kubbesinde Peygamber Efendimiz’in (sas) mübarek tükürüğünün bulunduğudur. Anlatıldığına göre depremde hasar gören kubbe bir türlü eski haline getirilememiş. Hicaz’da Ahir Zaman Nebisi’nin yaşamakta olduğu bilindiğinden kendisine müracaatla tükürüğünden bir parça alınmış ve harca karıştırılarak kubbe tamir edilmiş. Bu yüzden kubbeden sarkan top kandilin altında yapılan duaların kabul edileceği inancı yaygındır. Evliya Çelebi “Hâlâ Rasûlullah’ın (sas) ağız suyuyla yapılan yer, kubbenin kıble tarafında bellidir. Bilen canlar baktığında ‘Allahümme salli alâ Muhammed’ derler. Zira kubbenin diğer yerinden Rasûlullah’ın ağız suyuyla yapılan yer günden ayan ve aydınlıktır.” der. Sırtınızı mihraba çevirdiğinizde, kubbenin kuzeydoğusunda, ortasından zincir sarkan, parlak, tamirli yeri görebilirsiniz.
Eyüp Sultan makamı

Ayasofya’daki meşhur ‘terler direk’ten kıbleye döndüğünüzde karşınıza çıkan sütunu incelerseniz, iki karış boyunda bir mihrap şekli görürsünüz. Burası Eyüp Sultan Hazretleri’nin (ra) makamıdır. Ashab-ı Kiram’ın muhasara sırasında -ne karşılığında pazarlık yaptılarsa- imparatorla anlaşıp şehri gezdikleri ve Ayasofya’da namaz kılıp dua ettikleri tarih kitaplarında kayıtlıdır. Dönüşte halk anlaşmaya rağmen ashaba saldırmış, bazılarını şehit etmiş, Eyüp Sultan Hazretleri’ni de başından taş ile yaralamış. Zaten yaşlı ve hasta olan Hazreti Halid’in bu yara sonucu şehit düştüğü nakledilir. Onun ibadet ettiği mahal de bir şekilde tespit edilip, Osmanlı zamanında bu sembolik mihrap yapılmış. Dindar kişiler burada ibadet etmek için can atarmış. Cami müzeye döndürüldükten sonra bilen kalmadığı gibi muhtemelen çiniden olan mihrap da sökülmüş; ama izi duruyor.
Yabancı ressamlardan "Osmanlı Devleti".
Yabancı ressamlardan "Osmanlı Devleti".

Batılı ressamın fırçası ile Alman elçisi Freiherr von Schwarzenhorn'un henüz 9-10 yaşlarında olan Sultan IV. Mehmed'in huzuruna çıkarılışı (1651)

II. Viyana Muhasarasının Sonucunu Belirleyen Muharebe (12 Eylül 1683)

Sultan Abdülmecit Eyüp'e Girerken

İnebahtı Deniz Savaşının iki Batılı Sanatkarın Fırçaları ile Tasviri.

Sultan I. Murad Han'ın Kosova'da Şehid Edilmesi

Fatih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul Muhasarası için Edirne'den Ordusu ile Yola Çıkışı

Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul'un Fethinden Sonra Ayasofya Önünde

Fatih Sultan Mehmed Han Ordusuyla İstanbul Surlarından İçeri Girerken

Batılı ressamın fırçası ile Alman elçisi Freiherr von Schwarzenhorn'un henüz 9-10 yaşlarında olan Sultan IV. Mehmed'in huzuruna çıkarılışı (1651)

II. Viyana Muhasarasının Sonucunu Belirleyen Muharebe (12 Eylül 1683)

Sultan Abdülmecit Eyüp'e Girerken

İnebahtı Deniz Savaşının iki Batılı Sanatkarın Fırçaları ile Tasviri.

Sultan I. Murad Han'ın Kosova'da Şehid Edilmesi

Fatih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul Muhasarası için Edirne'den Ordusu ile Yola Çıkışı

Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul'un Fethinden Sonra Ayasofya Önünde

Fatih Sultan Mehmed Han Ordusuyla İstanbul Surlarından İçeri Girerken
Padişahlarımız'ın orijinal fermanları
Padişahlarımız'ın orijinal fermanları.

Fermân
II. Mehmed Dönemi h. 07.06.882 / m. 16.09.1477
Konusu
Gelibolu İskelesi'ni tutan Yahya, Baki ve ortaklarından, Gelibolu Burgazı erenlerinin üç aylık mevâcibleri için, on bir bin dört yüz on altı akçe tahsîl edilmesine dâir.
Yazı Çeşidi
Fermân, dîvânî hat ile yazılmıştır. 10 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, siyah mürekkeble çekilmiş olup, rıhlanmıştır. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
Sol alt köşede, fermânın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
I. Selîm Dönemi h. Evâil-i R. 918 / m. Haziran 1512
Konusu
Seyyid Muhammed oğlu Seyyid Ömer'in, öşr-i Şer'î'den ve her türlü resmî ve örfî vergiden muaf olduğuna dâir.
Yazı Çeşidi
Berâtın ilk satırı, celî dîvânî, diğer satırları ise dîvânî hat ile yazılmıştır. 10 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, siyah mürekkeble çekilmiş olup, rıhlanmıştır. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
I. Abdülhamîd Dönemi h. 07.05.1193 / m. 23.05.1779
Konusu
Konya'nın İnsuyu Kazâsı'ndaki Sorak Köyü derbendçilik görevinin, eşkıyaya mâni olmak ve gerekli vergileri ödemek şartıyla, Teberdâr (baltacı) Mehmed'e verildiğine dâir.
Yazı Çeşidi
İlk satır, celî dîvânî; diğer satırlar, dîvânî hattı ile yazılmıştır. 10 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, altınla çekilmiştir ve siyah tahrîrlidir. Boşlukları, açık mavi zemîn üzerine, mavi renk halkârî ile bezenmiştir. Tuğranın üst kısmı, halkârî bir kompozisyon ile tezyîn edilmiştir. Barok çerçevenin etrafına, negatif tığlar yapılmıştır. Hatt-ı hümâyûnun başlığı, kapalı form ve hatâî dallarından oluşan klâsik tezhîbdir. Yazının etrafındaki sıvama altın üzerine, rûmî kompozisyon yapılmıştır. Açık mavi olan rûmîler iç bünyeli ve gölgelidir. Tığlar, mavi ve kırmızı negatif motiflerden oluşmuştur. Başlık tezhîbi, bir sıra kurtçuklu pervâzla çevrilmiştir. Altın zemînler, iğne perdahlıdır. Bütün form, kalın bir altın cedvel ile çerçeveye alınmıştır. Mahall-i tahrîr, basit bir halkârî ile tezyîn edilmiştir. Satır aralarına, altın noktalar yapılmıştır. Yazının sağ kenarı ve alt tarafı, tahrîrli altın cedvel ile çevrilmiştir. Yazıda, kırmızı ve siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
1-Tuğranın üst kısmında, Pâdişâh'ın el yazısı ile yazılmış "Mûcebince amel oluna.", (Gereği yapılsın.) ibâresi yer almaktadır. 2-Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
Abdülmecîd Dönemi h. 17.08.1264 / m. 19.07.1848
Konusu
Kâbe ve Ravza-i Mutahhara'nın rub' (1/4) kırat ferâşet görevine sahip Fatma Sultan'ın ölümü üzerine, bu görevin, Şehzâde Ahmed Celâleddin'e verildiğine dâir.
Yazı Çeşidi
Berât, nesih ve celî dîvânî hat ile yazılmıştır. 6 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, altınla çekilmiştir. Çevresindeki güneş ışınlarının uçları, çatallı yapılmıştır. Tezyînâtın tamamı Türk rokokosu tarzında olup, sarı ve yeşil olmak üzere iki renk altın kullanılmıştır. Yazıda kırmızı (gülgûnî) ve altın mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
III. Mustafa Dönemi h. 14.08.1178 / m. 06.02.1765
Konusu
Bektaş'ın ölümüyle boşalan, Birgi Nâhiyesi'nde Mürsellü Karyesi ve Tire Nâhiyesi'nde Sadiye karyesi civarındaki zeâmetin, es-Seyyid Osman'a verilmesine dâir.
Yazı Çeşidi İlk satır, celî dîvânî; daha sonraki satırlar dîvânî hattı ile yazılmıştır. Derkenârlarda dîvânî, dîvânî kırması ve siyâkât hat bulunmaktadır. 8 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, kırmızı mürekkeb ile çekilmiştir. Boşluklarına altın sürülüp, iğne perdah yapılmıştır. Altın ile harfler arasında birkaç mm. ara bırakılmıştır. Dış kısmına ise 5 mm. ara bırakılarak altın cetvel geçilmiş ve tuğra formuna paralel olarak bir tezyînât yapılmıştır. Tezyînât, lâcivert zemîn üzerine hatâî kompozisyonundan müteşekkildir. Dallar ve yapraklar, sıvama altındır. Hatâîler, altın tahrîrli ve kırmızı-beyaz renklidir. Formun dışına da altın cedvel geçilmiştir. Üst tarafına ve hançer tarafına yapılan bazı motifler sebebiyle form, adeta demlik (çaydan) görüntüsünü almıştır. Nişân-ı hümâyûnun alt kısmına, sıvama altın, mavi ve penbe ile çiçek dalları yapılmıştır. Aynı çiçekten, berât kağıdının en üstünde ve siyâkat yazısının arasında da mevcuttur. Davet (duâ) cümlesi, altınlı ve mavili bir çerçeveye alınmıştır. Mahall-i tahrîrin sağında, serbest bir motif görülmektedir. Yazıda, kırmızı ve siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
1-Tuğranın üst tarafında, Pâdişâh'ın el yazısı ile yazılmış "Mûcebince amel oluna.", (Gereği yapılsın.) ibâresi yer almaktadır. 2-Berâtın sağ üst kısmında, Sadrâzam'ın sahı ve buyruldusu; alt tarafında Defterhâne ve Nişan Kalemi'nin kayıtları yer almaktadır. 3- 5. ve 8. Satırlar arasında siyâkat yazısı ile yazılmış, Defterhâne'den çıkarılan zeâmet kayıtları bulunmaktadır. 4-Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Fermân
III. Ahmed Dönemi h. 02.06.1132 / m. 11.04.1720
Konusu
Yenişehir-i Fener Kazâsı'nın bazı köylerine ait mukataa gelirlerinin, Matbah-ı Âmire'ye ocaklık olarak verildiği ve yeniden sayılmasına dâir.
Yazı Çeşidi
Fermân, dîvânî hat; derkenârlar ise, dîvânî ve dîvânî kırması hatlarıyla yazılmıştır. 13 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, altınla çekilmiştir. Tezyînâtında, önemli bir unsur yoktur. İç beyzede, şekli bozuk rûmîler; dış beyze ve hayat ağacı formunda, lekeler halinde Haliç işi görülmektedir. Formun etrafındaki yaprakların, sâdece kontürleri yapılmıştır. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
1-Fermânın sağ üst köşesinde, Sadrâzam'ın buyruldusu, Defterdâr'ın küçük sahı ve Haslar Kalemi'nden çıkarılan kayıt yer almaktadır. 2-Sol alt köşede, fermânın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Fermân
I. Mahmûd Dönemi h. Evâil-i L.1153 / m. Aralık 1740
Konusu
Yeniçeri Ocağı'na, ihtiyaç duyulmadıkça asker alınmamasına, odabaşıların sebebsiz yere azl olunmamalarına ve Yeniçeri Ocağı nizâmlarına uyulmasına dâir.
Yazı Çeşidi
Fermân, dîvânî hat ile yazılmıştır. Hatt-ı hümâyûn kısmı ise nesih hat ile yazılmıştır. 24 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, siyah mürekkeb ile çekilmiş ve altınla tahrîrlenmiştir. Boşlukları, sâde zemîn üzerine lâcivert ve kırmızı renkte negatif motiflerden oluşan kompozisyonlar ile tezyîn edilmiştir. Tuğranın sağında, çok zarif natüralist bir gül dalı görülmektedir. "Mustafa" isminde müzehhib tarafından yapıldığı anlaşılan gülün taramaları çok ince ve güzeldir. Tuğranın üzerine ve çevresine, altın ve siyah mürekkeb karışımı çok ince bir serpme yapılmıştır. Altın çerçeveye alınmış olan üstteki yazının başlığına, klâsik tezhîb yapılmıştır. Kompozisyon, kapalı form ve hatâî dallarından müteşekkildir. Etrafına, bir sıra kurtçuklu pervâz yapılmıştır. Altın ve lâcivert ile yapılan tığlar, negatif motiflerden müteşekkildir. Yazı boşlukları, halkârî ile tezyîn edilmiştir. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
1-Tuğranın üstünde, Pâdişâh'ın el yazısıyla, Yeniçeri Ağası'na hitâben yazılmış "Ocağın nizâmına dâir.", altı satırlık bir yazı bulunmaktadır. 2-Sol alt köşede, fermânın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
I. Abdülhamîd Dönemi h. 03.08.1194 / m. 04.08.1780
Konusu
Sicilyateyn'in İstanbul Elçiliği Tercümânlığı'na, Yosef veled-i Musa'nın tâyin edilmesine ve her türlü vergiden muaf tutulmasına dâir.
Yazı Çeşidi
Berâtın ilk satırı, celî dîvânî; diğer satırları ise dîvânî hat ile yazılmıştır. 13 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Altınla çekilen tuğra, siyah tahrîrlidir. Boşlukları, gümüş ve çeşitli renklerle doldurulmuştur. Beyzelerindeki kıvrım dalların ucuna, penbe güller ve turuncu tomurcuklar yapılmıştır. İki sıra bordür arasında bir sıra geçme ve halkârî yapraklar ile çevrilmiş olan üçgen formun içi ve dışı, Türk rokokosu çiçek ve motiflerle tezyîn edilmiştir. Çiçeklerin arasında, şikâf tarzında bezenmiş sazyolu motifleri görülmektedir. Tuğların üstündeki ve üçgen formun tepesindeki şemselerin içine, kapalı form ve rûmî hatlarından oluşan kompozisyon yapılmıştır. Dendanlar ve motifler, altınla çalışılmıştır. Satır araları, altın noktalar ve zerefşân ile tezyînlidir. Yazıda, siyah, kırmızı ve altın mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.
3 Mart 1918 tarihinde Sovyet Rusya ile yapılan Brest - Litovski antlaşmasının orijinal belgelerini sunuyorum...

Fermân
II. Mehmed Dönemi h. 07.06.882 / m. 16.09.1477
Konusu
Gelibolu İskelesi'ni tutan Yahya, Baki ve ortaklarından, Gelibolu Burgazı erenlerinin üç aylık mevâcibleri için, on bir bin dört yüz on altı akçe tahsîl edilmesine dâir.
Yazı Çeşidi
Fermân, dîvânî hat ile yazılmıştır. 10 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, siyah mürekkeble çekilmiş olup, rıhlanmıştır. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
Sol alt köşede, fermânın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
I. Selîm Dönemi h. Evâil-i R. 918 / m. Haziran 1512
Konusu
Seyyid Muhammed oğlu Seyyid Ömer'in, öşr-i Şer'î'den ve her türlü resmî ve örfî vergiden muaf olduğuna dâir.
Yazı Çeşidi
Berâtın ilk satırı, celî dîvânî, diğer satırları ise dîvânî hat ile yazılmıştır. 10 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, siyah mürekkeble çekilmiş olup, rıhlanmıştır. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
I. Abdülhamîd Dönemi h. 07.05.1193 / m. 23.05.1779
Konusu
Konya'nın İnsuyu Kazâsı'ndaki Sorak Köyü derbendçilik görevinin, eşkıyaya mâni olmak ve gerekli vergileri ödemek şartıyla, Teberdâr (baltacı) Mehmed'e verildiğine dâir.
Yazı Çeşidi
İlk satır, celî dîvânî; diğer satırlar, dîvânî hattı ile yazılmıştır. 10 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, altınla çekilmiştir ve siyah tahrîrlidir. Boşlukları, açık mavi zemîn üzerine, mavi renk halkârî ile bezenmiştir. Tuğranın üst kısmı, halkârî bir kompozisyon ile tezyîn edilmiştir. Barok çerçevenin etrafına, negatif tığlar yapılmıştır. Hatt-ı hümâyûnun başlığı, kapalı form ve hatâî dallarından oluşan klâsik tezhîbdir. Yazının etrafındaki sıvama altın üzerine, rûmî kompozisyon yapılmıştır. Açık mavi olan rûmîler iç bünyeli ve gölgelidir. Tığlar, mavi ve kırmızı negatif motiflerden oluşmuştur. Başlık tezhîbi, bir sıra kurtçuklu pervâzla çevrilmiştir. Altın zemînler, iğne perdahlıdır. Bütün form, kalın bir altın cedvel ile çerçeveye alınmıştır. Mahall-i tahrîr, basit bir halkârî ile tezyîn edilmiştir. Satır aralarına, altın noktalar yapılmıştır. Yazının sağ kenarı ve alt tarafı, tahrîrli altın cedvel ile çevrilmiştir. Yazıda, kırmızı ve siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
1-Tuğranın üst kısmında, Pâdişâh'ın el yazısı ile yazılmış "Mûcebince amel oluna.", (Gereği yapılsın.) ibâresi yer almaktadır. 2-Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
Abdülmecîd Dönemi h. 17.08.1264 / m. 19.07.1848
Konusu
Kâbe ve Ravza-i Mutahhara'nın rub' (1/4) kırat ferâşet görevine sahip Fatma Sultan'ın ölümü üzerine, bu görevin, Şehzâde Ahmed Celâleddin'e verildiğine dâir.
Yazı Çeşidi
Berât, nesih ve celî dîvânî hat ile yazılmıştır. 6 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, altınla çekilmiştir. Çevresindeki güneş ışınlarının uçları, çatallı yapılmıştır. Tezyînâtın tamamı Türk rokokosu tarzında olup, sarı ve yeşil olmak üzere iki renk altın kullanılmıştır. Yazıda kırmızı (gülgûnî) ve altın mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
III. Mustafa Dönemi h. 14.08.1178 / m. 06.02.1765
Konusu
Bektaş'ın ölümüyle boşalan, Birgi Nâhiyesi'nde Mürsellü Karyesi ve Tire Nâhiyesi'nde Sadiye karyesi civarındaki zeâmetin, es-Seyyid Osman'a verilmesine dâir.
Yazı Çeşidi İlk satır, celî dîvânî; daha sonraki satırlar dîvânî hattı ile yazılmıştır. Derkenârlarda dîvânî, dîvânî kırması ve siyâkât hat bulunmaktadır. 8 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, kırmızı mürekkeb ile çekilmiştir. Boşluklarına altın sürülüp, iğne perdah yapılmıştır. Altın ile harfler arasında birkaç mm. ara bırakılmıştır. Dış kısmına ise 5 mm. ara bırakılarak altın cetvel geçilmiş ve tuğra formuna paralel olarak bir tezyînât yapılmıştır. Tezyînât, lâcivert zemîn üzerine hatâî kompozisyonundan müteşekkildir. Dallar ve yapraklar, sıvama altındır. Hatâîler, altın tahrîrli ve kırmızı-beyaz renklidir. Formun dışına da altın cedvel geçilmiştir. Üst tarafına ve hançer tarafına yapılan bazı motifler sebebiyle form, adeta demlik (çaydan) görüntüsünü almıştır. Nişân-ı hümâyûnun alt kısmına, sıvama altın, mavi ve penbe ile çiçek dalları yapılmıştır. Aynı çiçekten, berât kağıdının en üstünde ve siyâkat yazısının arasında da mevcuttur. Davet (duâ) cümlesi, altınlı ve mavili bir çerçeveye alınmıştır. Mahall-i tahrîrin sağında, serbest bir motif görülmektedir. Yazıda, kırmızı ve siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
1-Tuğranın üst tarafında, Pâdişâh'ın el yazısı ile yazılmış "Mûcebince amel oluna.", (Gereği yapılsın.) ibâresi yer almaktadır. 2-Berâtın sağ üst kısmında, Sadrâzam'ın sahı ve buyruldusu; alt tarafında Defterhâne ve Nişan Kalemi'nin kayıtları yer almaktadır. 3- 5. ve 8. Satırlar arasında siyâkat yazısı ile yazılmış, Defterhâne'den çıkarılan zeâmet kayıtları bulunmaktadır. 4-Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Fermân
III. Ahmed Dönemi h. 02.06.1132 / m. 11.04.1720
Konusu
Yenişehir-i Fener Kazâsı'nın bazı köylerine ait mukataa gelirlerinin, Matbah-ı Âmire'ye ocaklık olarak verildiği ve yeniden sayılmasına dâir.
Yazı Çeşidi
Fermân, dîvânî hat; derkenârlar ise, dîvânî ve dîvânî kırması hatlarıyla yazılmıştır. 13 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, altınla çekilmiştir. Tezyînâtında, önemli bir unsur yoktur. İç beyzede, şekli bozuk rûmîler; dış beyze ve hayat ağacı formunda, lekeler halinde Haliç işi görülmektedir. Formun etrafındaki yaprakların, sâdece kontürleri yapılmıştır. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
1-Fermânın sağ üst köşesinde, Sadrâzam'ın buyruldusu, Defterdâr'ın küçük sahı ve Haslar Kalemi'nden çıkarılan kayıt yer almaktadır. 2-Sol alt köşede, fermânın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Fermân
I. Mahmûd Dönemi h. Evâil-i L.1153 / m. Aralık 1740
Konusu
Yeniçeri Ocağı'na, ihtiyaç duyulmadıkça asker alınmamasına, odabaşıların sebebsiz yere azl olunmamalarına ve Yeniçeri Ocağı nizâmlarına uyulmasına dâir.
Yazı Çeşidi
Fermân, dîvânî hat ile yazılmıştır. Hatt-ı hümâyûn kısmı ise nesih hat ile yazılmıştır. 24 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Tuğra, siyah mürekkeb ile çekilmiş ve altınla tahrîrlenmiştir. Boşlukları, sâde zemîn üzerine lâcivert ve kırmızı renkte negatif motiflerden oluşan kompozisyonlar ile tezyîn edilmiştir. Tuğranın sağında, çok zarif natüralist bir gül dalı görülmektedir. "Mustafa" isminde müzehhib tarafından yapıldığı anlaşılan gülün taramaları çok ince ve güzeldir. Tuğranın üzerine ve çevresine, altın ve siyah mürekkeb karışımı çok ince bir serpme yapılmıştır. Altın çerçeveye alınmış olan üstteki yazının başlığına, klâsik tezhîb yapılmıştır. Kompozisyon, kapalı form ve hatâî dallarından müteşekkildir. Etrafına, bir sıra kurtçuklu pervâz yapılmıştır. Altın ve lâcivert ile yapılan tığlar, negatif motiflerden müteşekkildir. Yazı boşlukları, halkârî ile tezyîn edilmiştir. Yazıda, siyah mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
1-Tuğranın üstünde, Pâdişâh'ın el yazısıyla, Yeniçeri Ağası'na hitâben yazılmış "Ocağın nizâmına dâir.", altı satırlık bir yazı bulunmaktadır. 2-Sol alt köşede, fermânın yazıldığı yerin kaydı vardır.

Berât
I. Abdülhamîd Dönemi h. 03.08.1194 / m. 04.08.1780
Konusu
Sicilyateyn'in İstanbul Elçiliği Tercümânlığı'na, Yosef veled-i Musa'nın tâyin edilmesine ve her türlü vergiden muaf tutulmasına dâir.
Yazı Çeşidi
Berâtın ilk satırı, celî dîvânî; diğer satırları ise dîvânî hat ile yazılmıştır. 13 satırdır.
Tuğrası ve Tezyinatı
Altınla çekilen tuğra, siyah tahrîrlidir. Boşlukları, gümüş ve çeşitli renklerle doldurulmuştur. Beyzelerindeki kıvrım dalların ucuna, penbe güller ve turuncu tomurcuklar yapılmıştır. İki sıra bordür arasında bir sıra geçme ve halkârî yapraklar ile çevrilmiş olan üçgen formun içi ve dışı, Türk rokokosu çiçek ve motiflerle tezyîn edilmiştir. Çiçeklerin arasında, şikâf tarzında bezenmiş sazyolu motifleri görülmektedir. Tuğların üstündeki ve üçgen formun tepesindeki şemselerin içine, kapalı form ve rûmî hatlarından oluşan kompozisyon yapılmıştır. Dendanlar ve motifler, altınla çalışılmıştır. Satır araları, altın noktalar ve zerefşân ile tezyînlidir. Yazıda, siyah, kırmızı ve altın mürekkeb kullanılmıştır.
Gördüğü İşlem
Sol alt köşede, berâtın yazıldığı yerin kaydı vardır.
3 Mart 1918 tarihinde Sovyet Rusya ile yapılan Brest - Litovski antlaşmasının orijinal belgelerini sunuyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


